internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Emel Huber
Universität Duisburg-Essen, FB Geisteswissenschaften
Turkistik : Lehramtsstudiengang Türkisch

Universitätsstr.12
45 117 Essen

     İkidillilik, içinde yaşadığımız, ama ne olduğunu kesin bir biçimde tanımlayamadığımız bir kavram ve bir olgudur. Bir görüşe göre, ikidilli insan, iki ayrı dili de anadili gibi bilen bir insandır. Beklentisi yüksek olduğu için bu yaklaşıma maksimalist yaklaşım denir. Başka bir görüşe göreyse, ikidilli insan iki ayrı dilde bildirişim kurabilen, istediğini söyleyebilen insandır. Beklentisi düşük olduğu için bu yaklaşıma da minimalist yaklaşım denir. Maksimalist yaklaşım başta olmak üzere pek çok yaklaşıma göre ikidillilik özel bir durumdur, norm olarak kabul edilen tekdilliliktir. Buna göre her insan bir dil bilir. Bu da bireyin anadilidir. Oysa, buna karşı çıkan, dünyadaki insanların büyük bir çoğunluğunun ikidilli olduğunu savunanlar da vardır. Bu görüşe göre, insanlar içine doğdukları topluluğun ağzını anadili olarak edinir, sonra da en geç okula başladıklarında o dilin ölçünlü biçimini öğrenir ve bu yolla ikidilli olurlar. Görüldüğü gibi, bu görüşe göre ikidillilik iki apayrı dilin bilgisi değil, bir ve aynı dilin değişkelerinin bilgisi de olabilmektedir.

     Bu deÄŸiÅŸik görüşlerin dışında, “gerçek ikidilli” diye bir kavramdan da sözedilmekte, gerçek ikidilli kiÅŸinin, her iki dili de daha diledinimi döneminde edindiÄŸi öne sürülmektedir. BilindiÄŸi gibi, insanlar, dilyetisi olarak adlandırılan bir yetiyle dünyaya gelir. Bu yeti, insanın herhangi bir doÄŸal dili duyduÄŸunda, o dilin kurallarını beyninde oluÅŸturabilme, üretebilme yetisidir. Yalnız bu yeti belli bir zaman içinde iÅŸler. Genellikle benimsenen, dilyetisinin birkaç aylıktan yaklaşık ergenlik çağına dek sürdüğüdür. Bu zaman dolduktan sonra dilyetisi aynı biçimde iÅŸlemez olur. Her bebek bu yetiyle dünyaya gelir. Bu yeti sayesinde her dili aynı biçimde öğrenebilir. Yalnız, bu öğrenme bilinçli bir öğrenme deÄŸildir. Bebek, ne yaptığının farkında olmadan, öğrendiÄŸinin bilincinde olmadan öğrenir dili. Bu tür öğrenmeye de edinim denir.

     Dolayısıyla, sözkonusu görüşte gerçek ikidilli diye adlandırılan kişinin iki dili de bu çok erken yaşlarda, henüz dilyetisinin dil edinmeye olanak sağladığı dönemde edinmesi gerekir.

     Gene baÅŸka bir görüşe göre, ikidilli kiÅŸiler, bileÅŸik ikidilli ve sıralı ikidilli olmak üzere iki öbekte toplanmaktadır. Beyninde belli bir kavramı olan, bu tek kavram için iki ayrı dilin sözcüğünü kullanan kiÅŸi bileÅŸik ikidillidir. Buna karşılık beyninde her iki dilin kavramlarının da bunları dile yansıtan sözcüklerinin de ayrı ayrı bulunduÄŸu kiÅŸi sıralı ikidillidir ki, bu görüşe göre, “gerçek ikidilli” böylesi kiÅŸilerdir. ÖrneÄŸin, beyninde bir “bahçe” kavramı olan bir kiÅŸiyi ve bu kiÅŸinin bu kavramı dile yansıtmak için Türkçe konuÅŸurken BAHÇE, Almanca konuÅŸurken GARTEN dediÄŸini düşünelim. Bu kiÅŸi için Türkçe ‘bahçe’ ve Almanca ‘Garten’ sözcükleri eÅŸdeÄŸerdedir. Her iki sözcük de aynı ÅŸeyi dile yansıtır, aralarındaki tek ayrım deÄŸiÅŸik seslerden oluÅŸmalarıdır. Oysa, Türkçedeki “bahçe” kavramıyla Almanca’daki “Garten” kavramı birbirinin aynı kavramlar deÄŸildir. Elbette her iki kavramda da belli, birbirine benzer özellikler bulunmaktadır, ama bu iki kavramın içerikleri yüzde yüz aynı deÄŸildir. Almanca ve Türkçenin (bilimsel terimler dışındaki) her sözcüğü için aynı ÅŸey sözkonusudur. Nachbar – komÅŸu, Haus -ev, Gast – misafir gibi örnekler düşünüldüğünde, bu iki dilin kavramlarının yüzde yüz örtüşen kavramlar olmadığı görülecektir. Sıralı ikidilli, iÅŸte bunu edinmiÅŸ olan kiÅŸidir. Her iki dilin de yalnızca seslerden oluÅŸan sözcüklerini deÄŸil, bu sözcüklerin kavram yükünü de bilen kiÅŸi sIralı ikidillidir. Bu da, ilk baÅŸta anılmış olan “iki dili de anadili gibi bilmek” beklentisine yakın bir görüştür.

    İkidilliliğin ne olduğunu anlamak, başka bir deyişle ikidilliliği tanımlayabilmek için, görüldüğü gibi, değişik ölçütler temel alınmaktadır. Yukarıda anılan yaklaşımlardaki ölçütler şöyle sıralanabilir:

1. EDİNÇ ÖLÇÜTÜ

     Edinç kavramı Chomsky’nin bir kavramıdır. Chomsky’nin bilÅŸsel dilbilim kuramına göre, insan belli bir dilyetisiyle dünyaya gelir. İçine doÄŸduÄŸu dilsel topluluÄŸun dil kullanımını algılayarak beyninde o dilin kurallarını geliÅŸtirir. Bu yolla o dile yönelik bir edince ulaşır. Edinç, görüldüğü gibi, insanın beynindeki bilgi birikimidir. Bu bilgi birikiminin, yani edincin derecesi bir yandan o kiÅŸinin dil edimiyle, yani dili kullanmasıyla, öte yandan da o dile yönelik yargıları ve deÄŸerlendirmeleriyle, yani bilinç düzeyiyle ortaya çıkar.

     Birey, ne denli çok sözcük ve değişik tümce kuruluşuyla karşılaşırsa, dil edinci o denli yüksek olur. İlkece, insanlar bu en yüksek dil edincine anadillerinde ulaşır. Dil edinci yüksek olan birey, karmaşık tümce yapılarına egemendir, tümce ve sözcüklerdeki çokanlamlılığı saptayabilir, o dile yönelik doğru ya da yanlış kullanımları değerlendirebilir.

     İnsanların, beyinlerinde oluşturdukları sözkonusu doğal dile yönelik bilgiyi işleterek konuşmaları o insanların dil edimidir. Bireylerin edimleriyle edinçleri aynı düzeyde olmak zorunda değildir. Örneğin, aslında anadilini çok iyi bilen bir birey de, değişik nedenlerle, örneğin hastalık, yorgunluk, uykusuzluk ve benzeri nedenlerle dil yanlışları yapabilir. Bu yanlışlar, edimdeki yanlışlardır. Çoğu zaman geçicidirler. Örneğin sarhoşken ya da ateşi yükseldiğinde yanlış şeyler söyleyen bir kişi sarhoşluğu geçtiğinde ya da ateşi düştüğünde gene eski dil edimine dönecektir. Ayrıca, dil edinci yüksek olan bireyler çok karmaşık dil kullanımlarını, örneğin yasa metinlerini, anlayabilir, yazınsal metinleri haz alarak okuyabilir. Ama kendilerinin de yazınsal metin üretmesi gerekmez. Bu durumda, dil üretimindeki edimleri yazınsal edinç düzeylerinin altında kalıyor demektir.

     Görüldüğü gibi, maksimalist yaklaşımın ikidilliliği tanımlamakta aldığı ölçüt, bireyin dil edincidir.

2. BİLDİRİŞİM ÖLÇÜTÜ

     İnsanlar, yalnızca dilyetisiyle doÄŸmaz, tüm insanların bir de bildiriÅŸim yetileri vardır. Bu yeti sayesinde birbirleriyle anlaÅŸabilirler. İnsanlar birbirleriyle yalnızca doÄŸal dille bildiriÅŸim kurmaz, el – kol hareketleriyle, yani sözel olmayan bir yolla da bildiriÅŸim kurar. Ya da, birbirleriyle anlaÅŸmak için yalnızca doÄŸru tümceler kurmak zorunda deÄŸildirler. Yanlış söylenenleri de anlayabilirler. Almanya’da yaÅŸayan birinci kuÅŸak Türk işçileri çoÄŸu zaman yanlış Almanca tümceler kurmakta ama gene de anlaşılmaktadırlar. ÖrneÄŸin
     (1) “Ich habe es heute eilig, deshalb muß ich schnell nach vorne laufen” demek isteyen birisi,
     (2) “Ich eilig. Ich vorne”
dediÄŸinde de, bildiriÅŸim durumu içinde doÄŸru olarak anlaşılabilir. İşte soru buradadır. (1) tümcesindeki bilgiyi dile getirmek isteyen bir yabancı (2)’deki biçimi söylerse o kiÅŸi ikidilli sayılacak mıdır? EÄŸer ikidilli olmanın ölçütü bildiriÅŸim kurmaksa, baÅŸka bir deyiÅŸle, iki dilde de istediÄŸini söyleyebilmek ölçüt olarak alınıyorsa, evet, yoksa hayır. Bu demektir ki bu kiÅŸi minimalist yaklaşıma göre ikidilli, maksimalist yaklaşıma göreyse ikidilli deÄŸildir.

3. DİL – AĞIZ ÖLÇÜTÜ

     İkidilli insan iki ayrı dile mi egemen olmak zorundadır, yoksa bir ve aynı dilin ağızlarına ve ölçünlü biçimine egemen olmak da ikidilli olarak görülmek için yeterli midir? Dil olgusuna toplumsal açıdan yaklaÅŸanlar, dili ulus olmakla tanımlayanlar için bu ayrım ikidillilik için bir ölçüt deÄŸeri taşımaz. Çünkü bu görüşe göre bir ulusun bir dili vardır. Oysa, dili deÄŸiÅŸik ses ve sözcüklerden oluÅŸan bir düzenek (bir dizge) olarak anlayan dilbilimciler için dil ve ağız kullanımında iki ayrı “bildiriÅŸim dizgesi” sözkonusudur ve bu dizgelere egemen kiÅŸiler ikidilli sayılmalıdır. ÖrneÄŸin
     (3) Hadi şu dadalara bi masal ayıdıvee bakaam.
Ve
    (4) Çocuklara bir masal anlatır mısın, lütfen.
tümcelerini doğru sesletimleriyle birlikte söyleyen, bildirişim durumuna uygun olarak kullanan kişi, bu yaklaşıma göre ikidilli olarak görülmelidir.

4. DİLİ ÖĞRENME DÖNEMİ ÖLÇÜTÜ

     Dil, yukarıda da belirtildiği gibi, belli bir dönemde edinilmektedir. Bu, sözkonusu dönem geçtikten sonra dil öğrenilemez anlamına gelmez elbette, ama öğrenme çok güçleşir.

     Özellikle dilin seslerini duymak güçleÅŸir. Burada sözkonusu olan, sesletimi duymaktır, iÅŸitmek deÄŸil. DoÄŸru duyulamayan sesleri söylemek de mümkün olmaz. Eskiden, belli bir ulusun insanlarının belli sesleri söyleyemediÄŸi, bu ulusun insanlarının “hançerelerinin bu sesleri söylemeye elveriÅŸli olmadığı” ileri sürülürdü. Oysa bugün biliyoruz ki, her insan bütün sesleri söyleyebilecek bir dilyetisiyle dünyaya gelir. Bir Türk çocuÄŸu Çinceyi de Almancayı da aynen Türkçe gibi öğrenebilir, yeter ki beynine henüz dil edinme dönemindeyken o dil girsin. Bu erken yaÅŸta çocuÄŸa herhangi bir dili “öğretmek” de gerekmez. Çocuk dil girdilerinden o dilin kurallarına kendisi varır. Yalnız, yaÅŸ ilerledikçe dil edinme (yani farketmeden öğrenme) giderek azalır. En geç ergenlik çağında da biter. Dil edinimi döneminin bitmesiyle birlikte bireyin beynindeki “dilin sesleri” bölümünün bir tür donduÄŸu düşünülmektedir. Bu nedenle yetiÅŸkin birey öteki dillerin seslerini de kendi anadilinin seslerinin gözlüğüyle, daha doÄŸrusu kulaklığıyla duymaya baÅŸlar. Bu nedenle de yetiÅŸkinlerin yeni bir dili öğrenmesi çocukların öğrenmesine oranla çok daha güçleÅŸir. YetiÅŸkinlerin özel olarak ve sürekli yineleyerek alıştırmalar yapması gerekir.

     Gerçek ikidillinin iki dili de çocuk yaÅŸta edinmesi, dil edinimi dönemi bitmeden öğrenmesi gerekir koÅŸulu iÅŸte bu nedenle ileri sürülmüştür. ÖrneÄŸin Roman Jakobson çok ünlü bir dilbilimcidir. Dilbilimciler arasında “altı kez Rusça dilli” diye anılır, “altıdilli” diye deÄŸil. Çünkü konuÅŸtuÄŸu her dili anadili olan Rusça’nın sesletim özellikleriyle konuÅŸurmuÅŸ. ÖğrendiÄŸi dilleri yetiÅŸkin biri olarak öğrendiÄŸi, bu nedenle düzgün sesletemediÄŸi için böyle bir kiÅŸiye geleneksel olarak ikidilli ya da çokdilli denmez.

5. KAVRAMLAŞTIRMA ÖLÇÜTÜ

     Çocuklar anadillerini öğrenirken yalnızca belli ses dizilişlerini öğrenmez, bu ses dizilişlerinin, yani sözcüklerin ne anlama geldiğini, yani kavram alanlarını da öğrenirler. Örneğin, bir Türk çocuğu, MİSAFİR sesleriyle birlikte aşağı yukarı şu bilgileri de öğrenir:

  – Bu bir (ya da birden çok) insandır,
  – İstediÄŸi zaman gelir, bir süre sonra gider,
  – Rahatsız etse de, “Rahatsız ediyorsun” denmez,
  – OturduÄŸu sürece kendisine yiyecek, içecek ikram edilir,
  – “Artı
k geç oldu, ben gideyim” dediÄŸinde, gerçekten geç de olmuÅŸ olsa, “Aman daha erken, biraz daha otursaydınız” denir,
  – Giderken, “Gene buyrun” denir,
  – Giderken, “Sizi de bekleriz” der.

     İşte bu sıralanan bilgiler Türkçedeki ‘misafir’ kavramıdır. En azından aÅŸağı yukarı böyledir. Oysa Almaca GAST sesleri yukarıda sıralanan bilgilerin aynısını içermez. İlk noktalar aynı ya da benzer olabilir, ama örneÄŸin GAST’a giderken “Gene buyrun” karşılığı “Kommen Sie wieder” denmez, GAST da “Sizi de bekleriz” karşılığı “Wir erwarten Sie auch” gibi birÅŸey söylemez. Buna karşılık GAST teÅŸekkür eder, çok hoÅŸ bir akÅŸam olduÄŸunu söyler, ev sahibi de belki geldiÄŸi için GAST’a teÅŸekkür eder.

     Peki, hem Almanca hem de Türkçe bilen bir kiÅŸi için durum nasıldır? KiÅŸi, önce MİSAFİR sözcüğünü ve ‘misafir’ kavramını yukarıda verildiÄŸi biçimde edindi ve sonra aynı kavramı yeni seslerle dile getirmeyi öğrendiyse, Almanca konuÅŸurken ‘misafir’ diye düşünecek, ama GAST diye sesletecektir. Bu nedenle de hem genel davranışında, hem de dil kullanımında Almancaya uygun olmayan özellikler gösterecektir, çünkü beynindeki kavram ‘Gast’ kavramı deÄŸil, ‘misafir’ kavramıdır. İşte böyle bir kiÅŸi anadili dışında bir dil öğrenmiÅŸ bir kiÅŸi olarak görülebilir, ve kendisine bileÅŸik ikidilli denir. Oysa, MİSAFİR sesleriyle birlikte ‘misafir’ kavramını, GAST sesleriyle birlikte ‘Gast’ kavramını baÄŸlayan bir kiÅŸi her iki dilin sözcükleriyle birlikte o dillerin kavramlarına da egemen bir kiÅŸidir ve ancak böyle bir sıralı ikidilli bireye gerçek ikidilli denir.

     Görüldüğü gibi, kimin ne zaman ikidilli ya da çokdilli olarak adlandırılabileceği yolunda değişik görüşler vardır. Her görüş, ikidilliliği değişik ölçütlere göre tanımlamakta, bunun sonucu olarak da belli bir görüşe göre ikidilli olarak adlandırılan bir kişiye başka bir görüşte tekdilli olarak bakılmaktadır.

Bu yazı 2005te Günebakan dergisinde yayınlandı.

♣♣Bu Yazıyı Okuyanlar, Reklamlara Da Tıkladı :)) ♣♣